Nasreddin Hoca Fıkraları

Nasreddin Hoca fıkraları yaş sınırı tanımaksızın hepimizi güldüren fıkralardır. Hepsi birbirinden güzel, en komik Nasreddin Hoca fıkralarını sizin için bir araya topladık. Bu Nasreddin Hoca fıkralarını okurken gülecek, gülerken düşüneceksiniz.

Nasreddin Hoca Fıkraları
Acemi Berber
( Ben de Birisini Tıraş Ediyorlar Sandım )

Nasreddin Hoca tıraş olmak için berbere gider. Berber koltuğuna oturduktan bir süre sonra ustanın dükkanda olmadığını anlar. Onun yerine, yardımcısı olan berber çırağı bakmaktadır. Ama artık iş işten de geçmiştir. Çünkü berber çırağı çoktan Hocayı tıraş etmeye başlamıştır. Çırağın hareketleri, traş ederken ki beceriksizliği Hocanın keyfini kaçırır.

Tam bu sırada tıraş olduğu berberin yan tarafında bulunan dükkandan korkunç bir ses duyulmuş. Sanki komşu dükkânda bir öküz böğürüyor.

Nasreddin Hoca berber çırağına merakla sormuş :

─ Bu acayip ses nedir ?

Berber çırağı cevap vermiş :

─ Önemli bir şey değil Hoca efendi, yan komşumuz nalbant.

─ Herhalde öküze nal çakıyor olmalı.

Bunu duyan Nasreddin Hoca berber çırağına şöyle der :

─ Öyle mi ?

─ Ben de birisini tıraş ediyorlar sandım.

Nasreddin Hoca Fıkraları
Allah'ın Rahmetinden Kaçılmaz
( Allah'ın Rahmetinden mi Kaçıyorsun ? )

Bardaktan boşanırcasına yağmur yağdığı bir gün Nasreddin Hoca, yağmurun yağışını pencereden seyretmektedir. Bir de bakar ki komşusu ıslanmamak için yağmurdan kaçıyor.

Hoca hemen pencereyi açarak komşusuna seslenmiş :

─ Komşu, komşu !

─ Hiç utanmıyor musun ?

─ Allah'ın rahmetinden mi kaçıyorsun ?

─ Allah'ın rahmetinden kaçılmaz !

Komşusu bunu duyunca koşmayı bırakıp, yavaş yavaş yürüyerek evine doğru gider. Evine gidene kadar sırılsıklam olur ve ıslanmadık yeri kalmaz.

Ertesi gün Nasreddin Hoca alışveriş için sokağa çıkar. Hava yine aşırı derecede yağmurludur. Alışverişini bitirdikten sonra hızlı adımlarla evine doğru giderken bir gün önceki komşusunun evinin önünden geçer.

Bu sefer de evinin penceresinden komşusu Nasreddin Hocaya seslenir :

─ Hoca efendi, Hoca efendi !

─ Sen dün bana Allah'ın rahmetinden kaçılmaz diyordun.

─ Bak şimdi kendin kaçıyorsun.

─ Hani Allah'ın rahmetinden kaçılmazdı ?

Bunu duyan Nasreddin Hoca hiç istifini bozmadan komşusuna cevap vermiş :

─ Ben Allah'ın rahmetinden kaçmıyorum.

─ Allah'ın rahmetini çiğnememek için kaçıyorum.

Nasreddin Hoca Fıkraları
Bacaklarımız Birbirine Karıştı
( Bacaklarınızı Bulabildiniz mi ? )

Sıcak bir yaz gününde mahallenin çocukları, çeşme havuzunun etrafında toplanırlar. Serinlemek için bacaklarını havuzun içine sokarlar. Bu sırada, Nasreddin Hocanın havuzun yanından geçtiğini fark ederler. Çocuklar birbirlerine bakıp gülüşerek Hocaya bir şaka yapmaya karar verirler.

İçlerinden biri Nasreddin Hocaya seslenir :

─ Hocam, Hocam !

─ Bacaklarımız birbirine karıştı.

─ Ne yaptıysak ayıramadık.

─ Hiç kimse kendi bacağını bulamıyor !

Çocukların, kendisine şaka yaptığını anlayan Nasreddin Hoca, hiç ses etmeden çocukların yanına gelir. Elindeki bastonuyla hafifçe çocukların bacaklarına vurur. Bir anda neye uğradığını şaşıran çocuklar, havuzdan çıkarak koşmaya başlar.

Koşan çocukların arkasından Nasreddin Hoca gülerek seslenir :

─ Bacaklarınızı bulabildiniz mi çocuklar ?

Nasreddin Hoca Fıkraları
Baharı Sevmeyen Var mı ?

Nasreddin Hoca, bahar mevsiminde, bir çınar ağacının altında arkadaşlarıyla birlikte oturmuş, bir taraftan çay içip bir taraftan da sohbet ediyordu. Arkadaşlarından birisi Hocanın bilgisini imtihan etmek ister.

Arkadaşı Nasreddin Hocaya sorar :

─ Hoca efendi, insanlar yaz aylarında sıcaktan, kış aylarında ise soğuktan şikâyet eder.

─ Neden sürekli şikayet ederler ?

─ Şikayet etmelerinin sebebi nedir ?

Nasreddin Hoca, arkadaşına kurnazca bir cevap verir :

─ Sen onların hiçbirine kulak asma.

─ Şu anda bahar aylarını yaşıyoruz.

─ Baharı sevmeyen var mı ?

Nasreddin Hoca Fıkraları
Başını Pencerede Unutmasın

Nasreddin Hocanın Konya'da bir arkadaşı varmış. Ticaretle uğraşan arkadaşı sık sık Akşehir’e gelir, her gelişinde Hocanın evine uğrarmış. Hocanın evinde yer, içer, yatar sonra da memleketine gidermiş.

Her ayrılışında Nasreddin Hocaya Şöyle söylermiş :

─ Hocam Akşehir’e her gelişimde sana misafir oluyorum.

─ Beraberce yiyor, içiyor, eğleniyoruz.

─ Sen de Konya’ya yolun düşerse mutlaka bana uğra.

─ Yine beraberce yer, içer, eğleniriz.

Hocanın bir gün Konyaya işi düşer. İşini bitirdikten sonra arkadaşına gitmeye karar verir.

Nasreddin Hoca içinden :

─ Han köşelerinde yatmaktansa arkadaşıma gidersem, hem gönlü hoş olur, hem de rahat ederim.

Diye düşünür.

Hoca, arkadaşının tarif ettiği gibi evi arayıp bulur. Tam kapıyı çalacağı sırada, pencerede perde aralığından dışarı bakan arkadaşının, başını görmüş. Arkadaşını evde bulduğu için sevinerek kapıyı çalmış. Kapıyı arkadaşının hanımı açmış.

Kapı açılınca kadın, Nasreddin Hocaya sorar :

─ Kime baktın Hoca efendi ?

Nasreddin Hoca cevap verir :

─ Ben Akşehir’den geliyorum, beyinizin arkadaşıyım.

Bunun üzerine arkadaşının hanımı, Nasreddin Hocaya şöyle demiş :

─ Hoşgeldiniz, safalar getirdiniz Hoca efendi.

─ Ama beyim evde yok, dışarı çıktı.

─ Akşama da eve gelmeyecek.

Bu sözleri duyan Hoca biraz bozulur. Bir pencereye, bir kadının yüzüne bakar.

Sonra da arkadaşının hanımına şöyle der :

─ Demek öyle !

─ Beyinize benden selam söyleyin.

─ Bir daha evden ayrılırken başını pencerede unutmasın.

Nasreddin Hoca Fıkraları
Belki de Barışmışlardır
( Konu Yaş Değilse Çabucak Barışırlar )

Nasreddin Hoca evinde otururken komşusu telaşlı bir şekilde Hocanın kapısının çalmış.

Hoca, kapıyı açınca komşusuna sorar :

─ Buyur komşu.

─ Hayrola, nedir bu telaşın ?

Komşusu Nasreddin Hocaya cevap verir :

─ Sorma Hocam başıma geleni !

─ Karımla baldızım kavgaya tutuştular.

─ Saç saça, baş başa dövüşüyorlar.

Bunun üzerine Hoca merakla tekrar sorar :

─ Komşu, peki sen onları ayıramadın mı ?

Komşusu sızlanarak cevap verir :

─ Çok uğraştım ayırmak için !

─ Ama ayırmak ne mümkün Hocam, bırak ayırmayı yanlarına bile yaklaşamadım.

Bunun üzerine Hoca tekrar sorar :

─ Pekala.

─ Bu hanımlar neden kavga ediyorlar ?

Komşusu cevap verir :

─ Bilmiyorum Hocam !

Hoca bir defa daha sorar :

─ Sakın, sen yaşlısın, ben yaşlıyım diye kavga ediyor olmasınlar ?

Bunun üzerine komşusu şöyle der :

─ Yok Hocam, başka bir konuda kavga ediyor olmalılar !

Bunun üzerine Hoca rahatlamış bir şekilde konuyu çözer :

─ Komşum, o zaman telaşlanmana hiç gerek yok.

─ Konu yaş değilse çabucak barışırlar.

─ Biz seninle konuşana kadar belki de barışmışlardır.

Nasreddin Hoca Fıkraları
Ben Savurganlığı Sevmem

Nasreddin Hoca ateş yakacaktır. Hanımı da Hocayı dikkatle izler.

Nasreddin Hoca, duvarda asılı olan körüğü alır ve ateşi körüklemeye başlar. Biraz uğraştıktan sonra ateşi yakar. İşini bitirince körüğün ağzını sıkıca tıkayarak tekrar yerine asar.

Hocanın ateş yakışını dikkatle izleyen hanımı, Hocanın körüğün ağzını tıkamasına bir anlam veremez.

Hanımı, Nasreddin Hocaya merakla sorar :

─ Yahu Hoca efendi, her şeyi anladım da, körüğün ağzını niye tıkadığını anlamadım.

─ Sen şimdi körüğün ağzını neden tıkadın ?

Nasreddin Hoca kendinden emin bir şekilde cevap verir :

─ Yahu hanım, bunda anlamayacak ne var ?

─ Eğer körüğün ağzını sıkıca tıkamasaydım içindeki hava uçup giderdi.

─ Ben savurganlığı sevmem.

Nasreddin Hoca Fıkraları
Ben Zaten İnecektim
( Düşmesem de Zaten İnecektim )

Günün birinde Nasreddin Hoca pazara gitmek için eşeğine biner. Bir süre gittikten sonra eşek huysuzlanır ve hoplayıp zıplamaya başlar. Eşeği bir türlü zaptedemeyen Hoca sonunda eşekten düşer.

Nasreddin Hocanın eşekten düştüğünü gören çocuklar Hocanın etrafında toplanır. Çocuklar gülmeye başlar.

Bir taraftan gülerken bir taraftan da bağırarak şöyle derler :

─ Nasreddin Hoca eşekten düştü !

─ Hoca efendi eşekten düştü !

Nasreddin Hoca hiçbir şey olmamış gibi ayağa kalkar. Sağına soluna bakınca etrafında sadece çocukların olduğunu fark eder.

Hiç bozuntuya vermeden çocuklara şöyle der :

─ Ben zaten inecektim.

Nasreddin Hoca Fıkraları
Beş Kuruşluk Tokat

Bir gün Nasreddin Hoca yolda yürürken, genç bir adam arkadan ensesine okkalı bir tokat atar. Hoca tokatın etkisiyle sendeleyip kendini zor toparlamış.

Nasreddin Hoca hiddetlenerek genç adama sormuş :

─ Ne cüretle vuruyorsun ? !

Genç adam, biraz ukala bir tavırla cevap vermiş :

─ Özür dilerim, küçük bir hata yaptım, sizi arkadaşıma benzettim.

─ Ama siz de pireyi deve yaptınız, ne var bunda bu kadar abartacak ?

Aldığı bu cevap üzerine Hoca daha da sinirlenir ve kadıya gitmekteye karar verir.

Nasreddin Hoca genç adama :

─ Yürü o zaman, kadıya gidiyoruz !

Der.

Hoca ve genç adam birlikte kadıya giderler.

Kadı her iki tarafı da dinlemiş. Ancak kadı efendi genç adamın akrabasıymış ve Nasreddin Hocayı yumuşatıp, akrabasını kurtarmaya çalışıyormuş.

Kadı efendi Nasreddin Hocaya sorar :

─ Hoca, hislerini anlıyorum. Herkes aynı şeyleri hissederdi bu durumda.

─ Şimdi bu genç adam kendi kendine bir tokat atsa olur mu ?

─ Bu şekilde ödeşmeyi kabul eder misin ?

Nasreddin Hoca bununu kabul etmez ve ısrar ederek :

─ Olmaz ! Mahkeme yapılsın !

Der.

Kadı efendi, bunun üzerine göstermelik bir mahkeme yaparak akrabası olan genç adama dönüp kararını söyler :

─ Suçlusun, ceza olarak Nasreddin Hocaya 5 kuruş ödeyeceksin.

─ Hemen gidip getir parayı !

Nasreddin Hoca, para almaya giden genç adamın dönmesini bekler.

Bir saat geçer, iki saat geçer fakat genç adamdan ses seda yoktur.

Mahkeme kapısının kapanmasına az bir zaman kalmışken ; Nasreddin Hoca, kadının meşgul olduğu bir anda, ensesine okkalı bir tokat yapıştırır.

Tokatın etkisiyle sersemleyen kadıya şöyle der :

─ Kusura bakma kadı efendi, daha fazla bekleyemeyeceğim.

─ Gelirse söyle ona, bana vereceği 5 kuruşu sana versin.

Nasreddin Hoca Fıkraları
Bizim Eve de Uğrardı

Nasreddin Hocanın hanımı gündüzleri hep komşuları tarafından ev oturmalarına davet edilir, o da hiçbir daveti geri çevirmezmiş. Kimsenin gönlünü kırmaz, bütün davetlere gidermiş.

Nasreddin Hocanın Hanımının çok gezmesi, Hocanın bir komşusunun dikkatini çekmiş.

Günün birinde komşusu Hocaya :

─ Hocam, yanlış anlama beni, kötü bir niyetle söylemiyorum.

─ Galiba senin hanım çok geziyor.

Demiş.

Hoca da komşusuna :

─ Yok komşum, benim hanım çok gezmez.

Deyince, komşusu hanımının çok gezdiği konusunda Nasreddin Hocaya ısrar etmiş.

Bu ısrarcı tavır karşısında Hoca komşusuna şöyle söylemiş :

─ Bence yanılıyorsun komşum.

─ Eğer bizim hanım çok gezseydi bizim eve de uğrardı.

Nasreddin Hoca Fıkraları
Boşuna Tıkamamışlar Senin Ağzını
( Demek ki Hak Etmişsin )

Nasreddin Hoca çok sıcak bir yaz günü, tam da güneşin en tepede olduğu öğle vakti, komşu köye gitmek için yola çıkar. Bir yandan güneş tepeden yakarken, diğer yandan da susuzluktan içi kavrulur. Dili, damağı birbirine yapışmak üzereyken, yolunun üstünde bir çeşme bulur. Fakat birisi, su boşa akmasın diye çeşmenin oluğuna ağaç parçası tıkamıştır.

Hoca, oluğu tıkayan ağaç parçasını çıkarmak için epeyce uğraşır. Sonunda var gücüyle asılarak çıkarmayı başarır.

Ağaç parçasını çıkmasıyla birlikte basınçlı su, olduğu gibi Nasreddin Hocanın üstüne akar. Hocanın ıslanmadık yeri kalmaz.

Bu duruma çok sinirlenen Nasreddin Hoca, çeşmenin karşısına geçerek şöyle der :

─ Boşuna tıkamamışlar senin ağzını !

─ Demek ki hak etmişsin !

Nasreddin Hoca Fıkraları
Bugün Ayın Kaçı ?
( Ben Buranın Yabancısıyım )

Nasreddin Hoca bir gün Konya’ya gider. Konya sokakalarında dolaşmaya başlar.

Dolaşırken adamın biri Hocayı durdurur ve sorar :

─ Pardon Hoca efendi !

─ Bugün ayın kaçı ?

─ Biliyor musun ?

Nasreddin Hoca adama cevap verir :

─ Nereden bileyim yahu !

─ Ben buranın yabancısıyım.

Nasreddin Hoca Fıkraları
Buraya Taşındık Diye Seninle Geldim
( Hırsızın Ardından )

Bir gece Nasreddin Hoca ile hanımı uyurlarken evlerine hırsız girer. Hırsızın yaptığı tıkırtıyla Hoca uyanır.

Nasreddin Hoca hiç fark ettirmeden, sessizce hırsızı izlemiş. Hırsız evde bulduğu eşyaları bir çuvala doldurmuş. Sonra da sessizce evden çıkıp kendi evine doğru yola çıkmış. Hoca da onu takip edip, ikisi birlikte hırsızın evine gitmiş.

İçeri giren hırsız, tam evinin kapısını kapatacakken Hocayı arkasında görünce şaşırır.

Hırsız panikle Nasreddin Hocaya sorar :

─ Sen kimsin be adam ?

─ Benim evimde ne işin var ?

Hoca hiç bozuntuya vermeden cevap verir :

─ Biraz önce evimdeki tüm eşyaları buraya getirdin.

─ Ben de buraya taşındık diye seninle geldim.

Nasreddin Hoca Fıkraları
Cebinde Para Olunca İnsan Bir Başka Konuşuyor

Nasreddin Hocayı bir köye, Cuma namazında vaaz vermesi için davet ederler.

Kararlaştırılan gün köye gelen Hoca köylülere :

─ Bir kese altın verirseniz konuşurum, yoksa döner giderim.

Der.

Köylüler bunu duyunca şaşırırlar. Ama Hoca bir kese altını almadadan konuşmamakta kararlıdır. Çaresiz kalan köy ahalisi, güç bela herkesten para toplayarak bir kese altını Hocaya verir.

Nasreddin Hoca, harika bir konuşma yapar. Köylüler de onu can kulağıyla dinler. Cuma namazından çıkınca, aldığı bir kese altını köylülere geri verir.

Köylüler yine şaşırırlar ve Hocaya :

─ Madem geri verecektin, ne diye istedin bizden bir kese altını ?

Diye sorarlar.

Hoca da köylülere cevap verir :

─ Birincisi, beni para ödediğiniz için daha dikkatli dinlediniz.

─ İkincisi de, cebinde para olunca insan bir başka konuşuyor.

Nasreddin Hoca Fıkraları
Dostlar Alışverişte Görsün

Nasreddin Hoca pazarda yumurta satmaya başlamış. Fakat tanesini on paraya aldığı yumurtayı, tanesi dokuz paradan satıyormuş. Nasreddin Hocanın dostları, neden Hocanın zarar ettiği halde yumurta sattığını merak etmişler.

Dostlarından biri sonunda dayanamayıp Hocaya sormuş :

─ Yahu Hoca efendi, sattığın her yumurtadan zarar ediyorsun.

─ Yine de yumurta satmaya devam ediyorsun.

─ Niye zarar ettiğin halde yumurta satıyorsun ?

Nasreddin Hoca, dostuna cevap vermiş :

─ Niye olacak ?

─ Zarar da etsem ticaret yapıyorum sonuçta.

─ Yeter ki dostlar alışverişte görsün.

Nasreddin Hoca Fıkraları
Dünyanın Merkezi Neresi ?
( Gökyüzünde Kaç Yıldız Var ? )

Nasreddin Hocanın hazırcevaplığını duyan üç bilge Hocayı test etmek istemişler. Uzun yollar katedip önce Akşehir'i sonra da Nasreddin Hocayı bulmuşlar. Hocaya kafalarında bazı sorular olduğunu, bu soruları kendisine sormak istediklerini söylemişler. Nasreddin Hoca da bilgeleri kırmamış fakat üçünün de sadece birer soru sorabileğini söylemiş.

Birinci bilge Nasreddin Hocaya sormuş :

─ Dünyanın merkezi neresi ?

Hoca birinci bilgeye cevap vermiş :

─ Eşeğimin sağ ön ayağını bastığı yer.

Birinci bilge itiraz etmiş :

─ Nereden biliyorsun eşeğinin sağ ön ayağını bastığı yer olduğunu ?

Hoca yine cevap vermiş :

─ İnanmıyorsan ölçebilirsin.

Bunu duyan birinci bilge susmuş.

İkinci bilge Nasreddin Hocaya sormuş :

─ Gökyüzünde kaç yıldız var ?

Hoca ikinci bilgeye cevap vermiş :

─ Eşeğimin sırtındaki kıl kadar.

İkinci bilge itiraz etmiş :

─ Eşeğinin sırtındaki kıl kadar yıldız olduğu nereden biliyorsun ?

Hoca yine cevap vermiş :

─ İnanmıyorsan sayabilirsin.

Bunu duyan ikinci bilge susmuş.

Üçüncü bilge Nasreddin Hocaya sormuş :

─ İlk iki bigenin sorusuna cevap verdin.

─ Bakalım benim soruma cevap verebilecek misin ?

─ Sakalımda kaç tel var ?

Hoca üçüncü bilgeye cevap vermiş :

─ Eşeğimin kuyruğundaki kıl kadar.

Üçüncü bilge hiddetlenerek itiraz etmiş :

─ Olur mu öyle şey ? !

─ Nasıl sakalımdaki tel sayısı ile eşeğinin kuyruğundaki kıl sayısı aynı olacak ?

Hoca gayet sakin bir şekilde yine cevap vermiş :

─ Bunun ispatı çok kolay.

─ Sırayla bir kıl senin sakalından, bir kıl benim eşeğimin kuyruğundan koparırız.

─ Eğer sayıları tutmazsa eşeğim sırtındaki yüküyle birlikte senindir.

Bunu duyan üçüncü bilge önce sakalını kaşımış, sonra bakmış Hocayla başa çıkamayacak o da susmuş.

Üç bilge birlikte, geldikleri gibi Akşehir'i terk etmişler.

Nasreddin Hoca Fıkraları
Duydun Peşin Parayı Gülersin Tabii

Nasreddin Hoca bir komşusundan borç almış. Bir türlü parayı denkleştirip borcunu ödeyememiş. Alacaklısı Hocanın kapısını aşındırmaya başlamış. Derken yine bir gün alacaklısı Hocanın kapısını çalarak, kendisine olan borcunu ödemesini istemiş.

Nasreddin Hoca alacaklısına :

─ Şu anda param yok ama yakında ödeyeceğim sana olan borcumu.

Deyince alacaklısı Hocaya sormuş :

─ Hoca efendi, ne zaman ve nasıl ödeyeceksin borcunu ?

Nasreddin Hoca cevap vermiş :

─ Bak komşu, evimin önüne çalı ektim.

─ İlkbaharda çalılar yeşerecek, sonra olgunlaşıp sertleşecek.

─ Evimin önünden geçen koyunların yünleri çalılara takılacak.

─ Sonra bu yünleri hanımla birlikte toplayacağız, kabartacağız.

─ Sonra da yünleri ip yapacağız.

─ Ben de ipi götürüp pazarda satacağım.

─ Kazandığım parayla senin borcunun hepsini ödeyeceğim.

Nasreddin Hocanın alacaklısı bunu duyunca basmış kahkahayı.

Alacaklısının güldüğünü gören Hoca bu sefer de şöyle demiş :

─ Duydun peşin parayı gülersin tabii.

Nasreddin Hoca Fıkraları
El Elin Eşeğini Türkü Çalarak Arar
( El Elin Eşeğini Türkü Söyleyerek Arar )

Bir gün Nasreddin Hocanın köyünde Subaşının eşeği kaybolmuş. Eşek Subaşının olunca, bulunması için herkes seferber olup, eşeği aramaya başlamış. Köylülerle birlikte Hoca da eşeği aramaya koyulmuş.

Nasreddin Hoca eşeği ararken başlamış türkü çalmaya. Bir taraftan eşeği arıyor, bir taraftan türkü çalıyormuş.

Nasreddin Hocanın türkü çalarak eşeği aradığını gören bir köylü Hocaya sormuş :

─ Aman Hocam, ne yapıyorsun sen ?

─ Türkü çalarak eşek aranır mı hiç ?

Nasreddin Hoca gülerek cevap vermiş :

─ Bu işler böyledir köylüm.

─ El elin eşeğini türkü çalarak arar.

Nasreddin Hoca Fıkraları
Erkek Adam Sözünden Dönmez

Bir gün adamın biri Nasreddin Hocaya sormuş :

─ Hocam kaç yaşındasın ?

Nasreddin Hoca cevap vermiş :

─ 40 yaşındayım.

Aradan birkaç yıl geçtikten sonra aynı adam Nasreddin Hocaya yine sormuş :

─ Hocam kaç yaşındasın ?

Nasreddin Hoca cevap vermiş :

─ 40 yaşındayım.

Adam dayanamayıp tekrar bir soru sormuş :

─ Eee hocam senin yaş hiç değişmiyor, hep aynı, bu nasıl olur ?

Nasreddin Hoca tüm ciddiyetiyle cevap vermiş :

─ Erkek adam sözünden dönmez.

Nasreddin Hoca Fıkraları
Göle Maya Çalmak
( Göle Yoğurt Çalmak - Ya Tutarsa )

Nasreddin Hoca bir gün elinde bir kap dolusu yoğurtla gölün kıyısına gider. Yoğurt kabının içinden çıkardığı kaşıkla başlamış yoğurdu kaşık kaşık göle boşaltmaya. Bir taraftan yoğurdu boşaltırken bir taraftan da kaşıkla iyice karıştırıyormuş.

Gölün etrafında piknik yapan köylüler bunu görünce Hocanın ne yaptığını merak etmişler. Köyüler şaşkınlıkla Nasreddin Hocayı seyrederken, içlerinden biri dayanamayıp Hocanın yanına gitmiş.

Hocanın kulağına eğilerek sormuş :

─ Hayırdır Hocam ?

─ Ne yapıyorsun burada ?

Nasreddin Hoca cevap vermiş :

─ Ne yapayım işte.

─ Göle yoğurt mayası çalıyorum.

Köylü daha da şaşırarak hocaya sormuş :

─ İlahi Hocam !

─ Hiç maya çalmakla koca göl maya tutar mı ?

Bunun üzerine Nasreddin Hoca da şöyle demiş :

─ Ya tutarsa ?

Nasreddin Hoca Fıkraları
Gönlüm Razı Olmadı

Bir gün Nasreddin Hoca eşeğini alıp alışveriş yapmak için kasabaya gitmiş. Aldıklarını kocaman bir çuvalın içine yerleştirmiş. Çuvalı da sırtına alıp eşeğine binerek tekrar köyünün yolunu tutmuş.

Yolda giderken Hocayı gören köylülerden biri sormuş :

─ Hocam, çuvalı neden eşeğin heybesine koymadın da kendi sırtına aldın ?

Nasreddin Hoca cevap vermiş :

─ Ne yapayım ?

─ Zavallı eşek zaten beni sırtında taşıyor.

─ Kendi bindiğim yetmiyormuş gibi çuvalı da ona taşıtmaya gönlüm razı olmadı.

Nasreddin Hoca Fıkraları
İpe Un Sermiş

Nasreddin Hocanın, aldığı eşyaları geri getirmeyen bir komşusu varmış. Bir gün bu komşusu Nasreddin Hocanın kapısını çalmış.

Hoca kapıyı açınca komşusu ona :

─ Bizim hanım çamaşır asacaktı, evde bir türlü çamaşır ipini bulamadık !

─ Hoca efendi bana çamaşır ipini bir günlüğüne verebili misin ?

─ Yarın ipi geri getiririm.

Demiş.

Nasreddin Hoca da komşusuna :

─ Komşum, sen burada beni bekle, hemen ipi bulup getireyim.

Diyerek evine girmiş. Bir düre sonra hoca tekrar komşusunun yanına gelmiş.

Bu sefer de Nasreddin Hoca da komşusuna :

─ Komşum, bizim hanım ipe un sermiş.

─ O yüzden ipi sana veremiyorum.

Deyince, komşusu biraz şaşkın biraz da kızgın bir şekilde Hocaya sormuş :

─ Yahu Hoca efendi !

─ Dalga mı geçiyorsun benimle ?

─ Hiç ipe un serilir mi ?

Nasreddin Hoca komşusuna cevap vermiş :

─ Komşum, insanın canı vermek istemeyince, ipe un da serer buğday da asar.

Nasreddin Hoca Fıkraları
Kazan Doğurdu

Nasreddin Hocanın hanımı bir gün misafirlerine bolca pilav pişirmek ister. Pilavı pişirebilmesi için büyük bir kazan lazımdır ama evlerinde büyük bir kazan yoktur. Durumu hemen Nasreddin Hocaya söyler.

Hoca da komşusuna gider ve komşusundan büyük bir kazan ister. Komşusu Hocaya kazanı verir. Nasreddin Hoca işini bitirince, kazanın içine küçük bir kazan koyarak komşusuna geri iade eder.

Komşusu küçük kazanı görünce merakla Hocaya sorar :

─ Bu nedir ?

Hoca cevap verir :

─ Müjde komşum müjde !

─ Senin kazan doğurdu.

Bu haber komşusunun hoşuna gider ve komşusu Hocaya :

─ Pekala !

Diyerek iki kazanı da alır.

Birkaç gün sonra Hoca yine komşusundan büyük kazanı ister. Alır ama bu sefer geri vermez.

Komşusu kazanın gelmesini bir süre bekler. Kazanın gelmediğini görünce, Hocanın evine gider ve kazanını geri ister.

Hoca üzüntülü bir şekilde komşusuna :

─ Komşum senin kazan öldü.

─ Ben de kaç gündür bunu sana nasıl söyleyeceğimi düşünüp duruyordum.

Der.

Komşu hayretle :

─ Aman Hocam ne diyorsun ?

─ Hiç kazan ölür mü ?

Deyince, Hoca komşusuna şu soruyu sorar :

─ Kazanın doğurduğuna inanıyorsun da, öldüğüne niye inanmıyorsun ?

Nasreddin Hoca Fıkraları
Keramet Kavuktaysa

Nasreddin Hoca günün birinde dostlarıyla sohbet ederken, hiç tanımadığı bir adam yanına gelir. Adamın elinde bir mektup vardır.

Elindeki mektubu Hocaya uzatarak sorar :

─ Hocam, bu mektubu bana okuyabilir misin ?

Nasreddin Hoca, mektuba bakınca Farsça yazılmış olduğunu görür.

Hoca, adama nazikçe cevap verir :

─ Ben bu mektubu okuyamam, sen bunu başka birine okut.

Adam, Hocaya tekrar sorar :

─ Hocam, benim mektubumu neden okumuyorsun ?

Hoca, adama yine cevap verir :

─ Bu mektup Farsça yazılmış.

─ Ben Farsça bilmiyorum, onun için mektubu okuyamadım.

Bu sefer de Adam, Hocaya ukala bir şekilde çıkışır :

─ Böyle Hoca mı olur ?

─ Bir mektubu okuyamadın.

─ Başındaki kavuktan utan !

Bu sözleri duyan Nasreddin Hoca, bir anda kavuğu kendi başından çıkarıp adamın başına takar.

Neye uğradığını şaşıran adama, Hoca şöyle der :

─ Keramet kavuktaysa al sen oku.

Nasreddin Hoca Fıkraları
Parayı Veren Düdüğü Çalar

Bir gün Nasreddin Hoca pazara gitmek için yola çıkmış. Pazara giden Nasreddin Hocayı gören çocuklar, hemen Hocanın etrafında toplanmış.

Çocuklardan birisi Hocaya :

─ Hoca, bana düdük al !

Diyerek düdüğün parasını uzatmış.

Bunu gören diğer çocuklar da Hocaya :

─ Ben de düdük isterim !

─ Bana da düdük al !

─ Bir tane de bana düdük al !

Demişler fakat onlar düdük için para vermemiş.

Nasreddin Hoca, çocuklardan ayrılıp pazara gitmiş.

Nasreddin Hoca akşam pazardan dönünce, çocuklar tekrar Hocanın etrafında toplanmış. Çocuklar heyecanla düdüklerini istemiş.

Cebinden bir düdük çıkaran Hoca, düdüğü parayı veren çocuğa vermiş.

Düdük alamayan diğer çocuklar hep bir ağızdan bağırmış :

─ Hani bizim düdüğümüz ?

Bunun üzerine Nasreddin Hoca gülerek şöyle söylemiş :

─ Parayı veren düdüğü çalar !

Nasreddin Hoca Fıkraları
Pilavı Bağışlayın

Anadolu Selçuklu Sultanı, Nasreddin Hocanın şaka yapmayı ve kendisine şaka yapılmasını sevdiğini bildiği için, Hocaya şaka yapmaya karar vermiş. Nasreddin Hoca için bir ziyafet hazırlatıp Hocayı Konya’ya davet etmiş. Hoca da Sultanı kırmayıp davetini kabul etmiş.

Nasreddin Hoca Konya’ya geldiğinde, kendisini Sultanın vezirlerden birisi karşılamış. Önce şehri gezip önemli yerlerini görmüşler. Akşam olunca da Sultanın sofrasına oturmuşlar.

Sofraya ilk önce çorba gelmiş.

Anadolu Selçuklu Sultanı çorbadan bir kaşık almış ve hizmetkarlara bağırmış :

─ Bu nebiçim çorba !

─ Tuzu yok bunun !

─ Kaldırın bunu çabuk !

Hoca çorbanın tadına bile bakamadan çorbalar kaldırılmış sofradan. Hemen ardından kuzu çevirme gelmiş sofraya.

Anadolu Selçuklu Sultanı kuzu çevirmenin tadına bakar bakmaz hizmetkarlara bağırmış :

─ Bu nebiçim kuzu çevirme !

─ Doğru dürüst pişirilmemiş !

─ Kaldırın bunu çabuk !

─ Nerede o aşçıbaşı, böyle yemek mi yapılır ?

Hoca kuzu çevirmeden bir lokma alamadan o da kaldırılmış sofradan. Hemen ardından hizmetkarlar pilav getiriyorlarmış. Bakmış Nasreddin Hoca her yemeğe bir bahane bulunup gönderiliyor, bu gidişle aç kalacak, hemen hizmetkarların elindeki pilav tabaklarından birini kapmış. Hizmetkarlar diğer pilavları daha sofraya yerleştirmeden, koymuş önüne pilavı, hızla kaşıklamaya başlamış.

Bunu gören Anadolu Selçuklu Sultanı gülerek Hocaya sormuş :

─ Aman Hoca efendi ne yapıyorsun ?

─ Pilavın sofraya getirilmesini niye beklemedin ?

Nasreddin Hoca cevap vermiş :

─ Sultanım, aşçıbaşı sizin olsun.

─ Bari pilavı bağışlayın.

Nasreddin Hoca Fıkraları
Sen de Haklısın

Nasreddin Hocanın iki arkadaşı arasında anlaşmazlık çıkmış. Birbiriyle münakaşa edip küsüşmüşler.

Önce arkadaşlarından biri gelerek Hocaya derdini anlatmış.

Nasreddin Hoca, arkadaşını sakinlaştirmek için :

─ Haklısın.

Demiş ve arkadaşını uğurlamış.

Sonra da diğer arkadaşı Hocanın yanına gelerek derdini anlatmış.

Nasreddin Hoca, o arkadaşını da sakinlaştirmek için :

─ Haklısın.

Demiş ve uğurlamış.

Olup biteni gören Nasreddin Hocanın hanımı dayanamayarak Hocaya sormuş :

─ Yahu Hoca efendi, sen ikisine de haklısın dedin.

─ Hiç ikisi birden haklı olur mu ?

Nasreddin Hoca, biraz düşündükten sonra cevap vermiş :

─ Bence sen de haklısın.

Nasreddin Hoca Fıkraları
Tarhana Çorbası
( Hayalimdeki Çorbayı Bile İstiyorlar )

Günün birinde Nasreddin Hocanın canı sıcacık bir tarhana çorbası çeker. Mutfağa gidip tencerelerin kapaklarını tek tek açıp bakar, hiçbirinde tarhana çorbası yoktur.

Nasreddin Hoca da dumanı üstünde tüten, kokusu etrafa yayılan, lezzetli bir tarhana çorbası hayal etmeye başlar. Çorbanın kendisi olmasa da kurduğu hayalden keyif alır Hoca.

Hoca efendi tam tarhana çorbasının hayaliyle kendini avuturken birdenbire evinin kapısı çalınır. Kapıyı açtığında komşusunun oğlunu görür karşısında.

Komşusunun oğlu, Nasreddin Hocaya titrek bir sesle :

─ Hocam, annem çok hasta, evde yatıyor.

─ O yüzden hiç yemek yapamadı.

─ Varsa bir tas çorba verebilir misin bize ?

Deyince Nasreddin Hoca komşusunun oğluna üzgün bir şekilde cevap verir :

─ Ah oğlum, keşke olsa da iki tas çorba verseydim.

─ Ama evde hiç çorba yok.

Hoca, komşunun oğlunu uğurlayıp evin kapısını kapatır.

Sonra da kendi kendine söylenmeye başlar :

─ Pes doğrusu !

─ Şu bizim komşular da amma yaptılar şimdi.

─ Hayalimdeki çorbanın bile kokusunu alıyorlar.

─ Hayalimdeki çorbayı bile istiyorlar.

Nasreddin Hoca Fıkraları
Tavuğun Suyunun Suyu

Yakın köylerden birinde oturan ve Nasreddin Hocanın arkadaşı olan bir adam, Nasreddin Hocayı ziyaret eder. Adam gelirken yanında, Hocaya hediye olarak bir tavuk getirir. Hoca da konuğunu güzel bir şekilde ağırlar. Getirdiği tavuğu pişittirip pilav ile birlikte ikram eder.

Birkaç gün sonra hiç tanımadığı bir adam Nasreddin Hocayı ziyarete eder. Hoca adamı tanımasada buyur eder.

Adam Hocaya :

─ Hoca efendi, ben geçenlerde tavuk getiren adamın komşusuyum.

─ Aynı köyden geldim.

Deyince Nasreddin Hoca, hediye edilen tavuğun suyuyla güzel bir çorba hazırlatır ve adama ikram eder.

Çorbalarını içerlerken Hoca adama şöyle der :

─ Afiyet olsun.

─ Bizim hanım bu çorbayı senin köylünün getirdiği tavuğun suyu ile pişirdi.

Aradan yine birkaç gün geçtikten sonra, aynı köyden Hocanın hiç tanımadığı iki adam birden gelir Nasreddin Hocanın ziyaretine.

Adamlar Hocaya :

─ Hoca efendi, biz geçenlerde tavuk getiren adamın komşularıyız.

─ Aynı köyden geldik.

Demesinler mi ? Bu duruma çok sinirlenen Hoca hiç bozuntuya vermeden önlerine bir tas sıcak su koyar.

Sıcak suyu gören adamlar şaşkınlıkla Hocaya sorarlar :

─ Bu ne şimdi Hoca efendi ? !

Nasreddin Hoca gayet sakin bir şekilde cevap verir :

─ Sizin köylünüzün getirdiği tavuğu pişirip kendisine ikram ettik.

─ Birkaç gün sonra da bize misafir gelen başka bir köylünüze o tavuğun suyuyla çorba pişirdik.

─ Size de tavuğun suyunun suyu kaldı.

─ İçin afiyetle.

Nasreddin Hoca Fıkraları
Ye Kürküm Ye
( İtibar Bana Değil Kürke )

Nasreddin Hoca bir gün, çağrıldığı ziyafete eski kıyafetleriyle gitmiş. Hiç kimse Hocaya ilgi göstermemiş, buyur bile etmemiş. Herkes, allı pullu kıyafet giyenlere hürmet gösterip karşısında el pençe divan duruyormuş. Bu duruma Hocanın canı çok sıkılmış. Hemen evine gidip yeni aldığı kürkünü giymiş.

Kürkünü giyen Nasreddin Hoca tekrar ziyafet verilen yere gelmiş. Hocayı kürküyle görenler, onu kapıda karşılayıp önünde yerlere kadar eğilmişler. Az önce buyur bile etmeyenler, kürkü görünce Hocayı baş köşeye oturtmuşlar. Yemeğin en iyisini, kuzunun en hasını Hocanın önüne koymuşlar.

Sıra yemekleri yemeye gelince, Hoca kürkünün ucunu sofraya uzatarak :

─ Ye kürküm ye.

─ Ye kürküm ye.

Demeye başlamış.

Bunu görenler şaşırarak Hocaya sormuşlar :

─ İlahi Hoca efendi !

─ Kürküne yemek yedirmeye mi çalışıyorsun ?

─ Kürkün yemek yediği nerede görülmüş ?

Nasreddin Hoca da cevap vermiş :

─ Bu ziyafete az önce eski kıyafetlerimle geldim, hiçbiriniz bana itibar göstermediniz.

─ Kürkümle gelince gördüm itibarı.

─ İtibar bana değil kürke !

─ O zaman, bu yemekler onun hakkı !

DİĞER FIKRALARA BAK

Nasreddin Hoca Fıkraları